ana sayfa > Makale, Sinema > Güneşi Çözebilmek

Güneşi Çözebilmek

Çarşamba, 24 Haz 2009 admin yorum ekle yorumlara git

Öncelikle şunu belirmek istiyorumki “Güneşi Gördüm” benim için hayal kırıklığı olmaktan öteye gidemeyen bir film.. Belki bunun sebebi filmden bir beklentimin olması… İlk filmi Beyaz Melek’ten sonra az çok çizgisini belli eden “Mahsun Kırmızıgül Sineması” hakkında az çok bir fikir sahibi olmuş birisi olarak buna beklentiden daha çok bu çizgiyi devam ettirip bir adım daha ileriye görürebilecek mi merakı diyebilirim aslında..

Bir filmin birşeyleri anlatmak için üç diyaloğundan ikisinin mesaj kaygısı gütmemesi gerekmiyor kanımca.
Güneşi gördümün ilk açılış sahnesindeki kovalamacadan sonra başlayan bu durum filmin en temel problemlerinden bir tanesi.. Peynirlerini hayatları pahasına satmaya gidip her seferinde vurulma tehlikesi atlatan başroldeki biraderlere verilen baba nasihati filmin ve bu sürecin ilk başlangıcı.. Evet beni en çok etkileyen artık bu bayma noktasına gelen mesaj üstüne mesaj kaygısı..

İkinci temel problem ne etliye ne sütlüye dokunamama problemi. Elbette her kes kendi penceresinde pak kendince haklı. Her kesin kendince sebepleri muhakkak var fakat bu sonucu değiştirmeye yetmiyor. Evet doğudaki halkın asker ve terör arasındaki sıkışmışlığı artık her kesin malumu. Bu sıkışmışlığın askeri boyutu belki bazı endişelerle fazla deşilememiş olabilir.. Fakat terör boyutu yani terörü yargılayan kısımların bile kafada soru işareti bırakacak şekilde geçiştirilmesi, örneğin asker ve terörist iki kardeşin karşı karşıya geldikleri sahnede siyah ve beyaz ayrımının net bir şekilde ortaya konmadığını görüyoruz..

İşin eş-cinsellik boyutu ise beni tamamen filmden koparan kısım.. O kadar mesele varken filmin büyük bir bölümünün bu mesele üzerine odaklanması eş cinsel yapılanmalarını mutlu edeceği kesin, belki bu noktada iyi bir izleyici kitleside kazandırabilir kendine. Fakat eş cinsellik konusunda hassas bir toplumun ve dinin mensupları olarak bu konunun yine net bir tavır konmadan ortaya konması ve bu derece uzatılarak iğreti bir boyuta getirilmesi üzücü bir durum. Ayrıca bu şekilde film aile içi seyirlik bir film olmayı kendi elleriye itiyor..

Hazır yeri gelmişlen filmin Avrupa gösterimlerindeki afişi bile sırf bu eşcinsellik boyutunun ne kadarda ana tema olduğunu göstermeye yetiyor.. Avrupa sinemasına açılmak veya sanatsal bir çalışma yapabilmek için bu hassas konulara el atarak bu kadar açılmak! gereklimiydi acaba..

Kanımca bu Mahsunun’da bir açılma, belkide daha önce belirli bir sınıfa sokularak haksızca aşağılanan kimliğinin bir sınıf atlama çabası.. Fakat ilk filmiyle bunu fazlasıyla başarmış bir yönetmen olarak bu çabanın yersiz ve çok gereksiz bir çaba olduğu kanısındayım..

Evet belliki Mahsun’un anlatmak istediği çok şey var. Artık iyiden iyiye kendini sinemaya adaması bir projeden bir diğerine koşturması bunu fazlaca gösteriyor.. Ve bu haliyle Türk sineması için daha şimdiden yeni bir soluk olduğu kesin. Bu noktadan kendisini tebrik etmemek mümkün değil.

İleriki çalışmarında daha sade bir dille, kendinden çokta taviz vermeden ve mesaj kaygısı gütmeden olabildiğince yalın aktarmayı öğrendiğinde, sinemasal ve sanatsal açıdan inşallah çok daha iyi işlere imza atacağını düşünüyorum…

Aslan Güler
[email protected] Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ikinciperde.com

Categories: Makale, Sinema Tags:
  1. şimdilik yorum yok.
  1. şimdilik geri bağlantı yok